22 Aralık 2005 Yıl: 111

Ana Sayfa

Eski hastalık
            EN BÜYÜK BÖLGE GAZETESİKÜÇÜK İLANLAR      I     İNSAN KAYNAKLARI     I     SIK KULLANILANLARA EKLE     I    BİZE ULAŞIN

ANA SAYFA
Kent
3.Sayfa
Siyasi
Dış
Ekonomi
Yazarlar
Spor
Yazı Dizisi
Arşiv

MAGAZİN
Sarmaşık
Can Can
Alışveriş
Astroloji

EKSTRA
Hava Durumu
Eczaneler
Telefonlar
Sanal Galeri
Yararlı Linkler

MESAJ HATTI
Göztepe
Altay
Karşıyaka
İzmirspor
Denizli
Aydın
Vestel Manisa
Buca
Muğlaspor
Uşakspor

KÜÇÜK İLANLAR
Emlak
Vasıta
Eleman
Çeşitli
İlan Formu
Mesaj gönder

 

 


 

 

1| 2 | 3 | 4 |


KUBİLAY OLAYI / Devrim Şehidinin Hazin Öyküsü

Hazırlayan: DEVRİM İNCE

KUBİLAY'IN KATLEDİLMESİ ŞOK ETKİSİ YARATTI
Menemen çok zor kurtuldu

Halkın vahşete duyarsız kalmasına çok sinirlenen Atatürk'ün "İlçeyi
haritadan silin dediği yıllarca konuşuldu

DEVRİM İNCE (HABER MERKEZİ)

Kubilay'ın katledilmesi Ankara'da tam anlamıyla şok etkisi yarattı. Atatürk, yaşananlar karşısında çok sinirlenmiş, Menemen halkının vahşete duyarsız kalması, kendisini hayal kırıklığına sürüklemişti. İşte bu sıcak ortamda birçok farklı görüş ortaya atıldı.
Atatürk'ün sinirli anlarından birinde, "Menemen'i haritadan silin" dediği yıllarca söylendi durdu. Peki Atatürk, gerçekten böyle bir söz sarfetti mi? Kubilay olayı sırasında TBMM Başkanlığı görevini yürüten Kazım Özalp'ın, İş Bankası Yayınları'ndan çıkan anıları, bu olayın gerçeklerini su yüzüne çıkardı.

"Utanç anıtı"
Özalp'e göre gerçekten Atatürk, Menemen'in boşaltılıp kentin "Vilmodit" ilan edilmesini istedi. Yani, Menemen halkı başka yörelere sürülüp, kentin orta yerine bir "utanç anıtı" dikilecekti. Ancak, olayın terör ve yargı boyutunu eksiksiz işleten dönemin yöneticileri, Atatürk'ün bu emrini hayata geçirmeyi bir süreliğine erteledi. Atatürk, bir daha bundan bahsetmeyince, Menemen haritadan silinmekten kurtuldu.
Özalp'in anılarında Kubilay olayının başlangıcı, o dönem Türkiye'sinin panoromasıyla birlikte başlıyor. Özalp'e göre Kubilay'ın vahşice katledilmesine kadar uzanan olaylar zinciri, aslında bir sürecin ürünü olarak ortaya çıktı. Çünkü, Özalp'ın ifadesiyle "Gericiler memleketin her tarafından kışkırtmalar yapmaktan geri kalmıyordu. Değişik yerlerden gelen haberlerden, alınan tedbirlerle olayların büyümeden durdurulduğu anlaşılıyordu."

Tekbir getirdiler
İşte böyle bir atmosferde 1930 yılının sonuna gelindi. 1929 bunalımının yarattığı ekonomik buhranın Türkiye'deki yansımaları bir yana, Genç Cumhuriyet'in mücadele etmek zorunda kaldığı bölücü ve gerici çevreler, uzun süredir örgütleniyordu. Bu gerginlik sonunda vahşi bir eyleme dönüştü. Dönemin TBMM Başkanı Kazım Özalp, Ankara'ya gelen ilk bilgileri şöyle anlatıyor: "25 Aralık 1930 günü, Erenköylü Derviş Mehmet, altı arkadaşıyla beraber Menemen hükümet konağına gelerek, "Ben mehdiyim, dinimiz mahvoluyor, şeriatı kurtarmaya geldim" diye bağırmaya başlamıştı.
Büyük bir kalabalık tekbir getirerek toplanmaya başlamıştı. Menemen'de yedek subaylığını yapmakta olan öğretmen "Kubilay", bu olaya mani olmaya kalkışınca, Derviş Mehmet ve arkadaşları kendisini yere yatırmışlar ve Derviş'in elindeki bıçakla başını keserek vücudundan ayırmışlardı.

Mani olmadılar
Orada bulunan 1500 kadar Menemenliden hiç kimse mani olmaya çalışmamıştı. Derviş Mehmet, Kubilay'ın başını kestikten sonra, kanını içmek helaldir diyerek avucuna aldığı kanı içmişti. Sonra kesik baş bir kazığa saplanarak halka gösterilmişti. Bu arada meydana yetişen bir bekçi ile jandarma askerini de öldürmüşlerdi."

Kızgın ve üzgün
Bu vahşice eylem, İsmet Paşa gibi soğukkanlı birini bile etkilemişti. Özalp, haberin Ankara'ya ulaşmasından hemen sonra yaşananları da şöyle anlatıyor: "Bu haber Ankara'da bir bomba tesiri yaptı. Derhal Köşk'e çağırıldım. Mustafa Kemal Paşa görülmemiş şekilde kızgın, üzgün ve heyecanlıydı. İsmet Paşa, Milli Müdafaa Vekili Zekai Bey (Apaydın), Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa (Altay) da, Köşk'e geldiler.

Çok sinirli
Mustafa Kemal Paşa, çok sinirli bir durumda söze başladı: 'Bu ne haldir, mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenliden kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirlerle teşvik ediyorlar. Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler? Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir. Bu Cumhuriyet'i ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba 'Vilmodit' ilan edilmeye müstahak olmuştur'"

Öfke sürüyor
Özalp, ileride "Menemen'i haritadan silin" şeklinde hatırlanacak 'Vilmodit emrinden' sonra yaşananları ise kitabında şöyle aktarıyor: "Atatürk'ün öfkesi dinmiyordu. 'Derhal harekete geçmeliyiz', dedi. Cevaplarımızı bekliyordu, yalnız itiraz dinlemeye tahammülü olmadığı anlaşılıyordu. Vakit kazanmak ve havayı biraz yumuşatmak düşüncesiyle, 'Acaba ayrıntılı raporların gelmesini beklesek mi?' diye bir görüş ortaya attım. Hiç cevap vermedi. Bir süre oturdu. Biz de konuşmadık. Menemen'de orduya hizmet eden veya önceden hizmet etmiş olan askerler ve aileleri vardı. Masum çocuklar, ihtiyarlar, aciz kadınlar böyle ağır bir cezaya ister istemez maruz kalacaklardı. Konuşmasak bile, bu fikirleri hepimiz zihnimizden geçiriyorduk. Belki bu susma sırasında Mustafa Kemal Paşa da bunları düşündü. Ancak, taviz vermeye niyetli görülmüyordu, 'İşte böyle olacak, dağılalım' dedi ve kalktı."

Verilen emri unutturdular
Emir hemen yerine getirilmedi. İyi ki getirilmedi. Çünkü, eğer öfke ve heyecanla alınmış bu karar yerine getirilseydi, şimdi Menemen'den ve Menemen'lilerden bahsederken geçmiş zaman kipinde konuşmak zorunda kalacaktık. Peki, dönemin yöneticileri Atatürk'ün emrini nasıl oldu da yerine getirmediler. Bu sıkıntı yaratmadı mı? Özalp, bunu nasıl yaptıklarını da şöyle anlatıyor: "Aramızda, bir iki gün beklemeyi, Mustafa Kemal Paşa'nın tepkisinin ne ölçüde değişebileceğini görmeyi uygun gördük. Ancak, normal kanuni işleri hemen başlattık. Paşa'dan birkaç gün ses çıkmadı. Bir daha "Vilmodit" ten bahsetmedi. Menemen'e yollanan kuvvetler Derviş Mehmet'i ve arkadaşlarını yakaladılar. Orada kurulan Divanı Harp'te mahkeme edilerek idam edildiler. Ayrıca yakalanan baş teşvikçiler de cezalandırıldı."

Vilmodit ne demek?
Fransızca bir sözcük olan "Ville Maudite", cezalandırılmış şehir anlamına geliyor. Vilmodit kasaba ise, toplumsal olarak işlenen bir suç yüzünden bir kentin cezalandırılması nedeniyle oluşuyor. Buna göre, "Kasabanın bütün halkı şehir dışına çıkarılır, aileler, birer ikişer memleketin başka şehirlerine dağıtılır, tam boşaltılmış şehir tümüyle yakılır, bugünkü ve yarınki nesillere ibret olmak üzere hükümet meydanına büyük bir siyah taş, sütun olarak dikilir."

YARIN: NASIL ASILDILAR?

 


YENİ ASIR İNSAN
"İkinci dil kaçınılmaz"
En iyi eleman nasıl seçilir?
Yükselmeye çalışmalısınız
Starbucks eleman alacak

>>> İnsan Kaynakları ilanları

YENİ ASIR SİNEMA

İzmir sinemalarında gösterimde olan filmler





NE NEREDE
Cafe
Bar
Restoran
Tiyatro
Paket servis
Kültür Merkezi
Galeriler
Turizm acentaları
Oteller





Durmuş Odabaşı'nın İNSANLARI

Yücel Elidemir
Seda'nın bizden neyi eksik
Ali Kocatepe
Bıçak kemiğe dayanınca
Murat Tuncay
Okuryazar da okumaz yaramaz!
Dr Tuncay Filiz
Erkeklerde KPAS: Kalp krizi kadar önemli!
Ülkü Erakalın
Hayat acı bir yalan vay gidene
Haftanın Şıkları


            EN BÜYÜK BÖLGE GAZETESİKÜNYE     I     REKLAM     I     SIK KULLANILANLARA EKLE     I    AÇILIŞ SAYFASI YAP

Yeni Asır, Gaziosmanpaşa Bulvarı No:5 35260 Çankaya, İzmir
Tel:+90(232) 4415000    Fax:+90(232) 4464222