28 Şubat 2005 Yıl: 110

Ana Sayfa

O akşam biz herkesten farklıydık... Çünkü..
            EN BÜYÜK BÖLGE GAZETESİKÜÇÜK İLANLAR      I     İNSAN KAYNAKLARI     I     SIK KULLANILANLARA EKLE     I    BİZE ULAŞIN

ANA SAYFA
Kent
3.Sayfa
Siyasi
Dış
Ekonomi
Yazarlar
Spor
Yazı Dizisi
Arşiv

MAGAZİN
Sarmaşık
Can Can
Alışveriş
Sinema
Astroloji
Ne Nerede

EKSTRA
Hava Durumu
Eczaneler
Telefonlar
Sanal Galeri
Yararlı Linkler

MESAJ HATTI
Göztepe
Altay
Karşıyaka
İzmirspor
Denizli
Aydın
Vestel Manisa
Buca
Muğlaspor
Uşakspor

KÜÇÜK İLANLAR
Emlak
Vasıta
Eleman
Çeşitli
İlan Formu
Mesaj gönder

 

 


 

  Yazı Dizisi - Tire Dosyası

MİLLETVEKİLİ GÜNGÖR'ÜN OĞLUNUN ÖLDÜRÜLMESİ İLE İLGİLİ BİLİNMEYEN ŞOK İPUÇLARI ORTAYA ÇIKIYOR
Düğümü kayıp yüzük çözecek

Polis tarafından toplanan deliller arasında bu yüzük yok. Baba Erol Güngör polise bunu soruyor

1| 2 | 3 | 4 | 5

 
14 yıldır çözülemeyen cinayet dosyasını açıyoruz
Bir dönemi faili meçhul cinayetleri tartışarak geçiren Türkiye'de, faili meçhuller dosyasına bir sayfa da 1990'lı yılların başında TBMM lojmanlarında eklendi. Artık tarih olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin İzmir Milletvekili Erol Güngör, 1991 yılının Kurban Bayramı'nda, üniversite öğrencisi oğlu Mustafa'yı, Or-An'daki lojmanda vahşice işlenen faili meçhul cinayete kurban verdi. Okulunun basketbol takımında da oynayan 21 yaşında, 2 metre 4 santim boyundaki Mustafa'nın öldürülmesi yaşandığı dönemde büyük yankı uyandırırdı. Ama üzerinden geçen 14 yılda cinayet hakkında yapılan yasal işlemler hazırlık soruşturmasının ötesine geçemedi. Yani bir milletvekilinin oğlu, Ankara'nın göbeğinde, devletin koruması altındaki TBMM lojmanlarında faili meçhule gitti.
***
Türkiye'nin sisli, puslu günlerinden kalan ve Güngör'ün kalbinde bir yara olan bu cinayete sonunda TBMM ilk kez ciddi olarak el attı. Aslında bu yolun açılması Erol Güngör'ün geçtiğimiz yılın haziran ayında yaptığı Ankara ziyaretiyle oldu. Meclis'e girişinde, CHP Grup Başkan Vekili Kemal Anadol ve AKP Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz'la Başbakan Tayyip Erdoğan'ı yakalayan Güngör, cinayetin aydınlatılması için CHP'nin verdiği araştırma önergelerine AKP'den de destek istedi. Başbakan'a kendisini "Ben Meclis lojmanlarında oğlu öldürülen Erol Güngör'üm" diye tanıtan Güngör, "Yıllardır bu cinayet aydınlanmadı. Siz de bir babasınız. AKP olarak desteğinizi istiyorum, yalvarıyorum" dedi.
***
Başbakan da, ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını söyledi. CHP Grup Başkan Vekilleri Kemal Anadol, Haluk Koç ve Ali Topuz'un önergesini içeren Güngör'ün talebi, 8 Şubat günü TBMM'de yerine getirildi. Şimdi Mustafa Güngör Cinayeti ya da bilinen adıyla Lojman Cinayeti Dosyası, 14 yıl sonra tozlanmaya bırakıldığı yerden alınıp bir kez daha açılacak. Dönemin bakan ve milletvekillerini de içine alan bir şüpheliler listesi yeniden gözden geçirilecek. Kimsenin sormaya cesaret etmediği sorular sorulacak. Toplanan az sayıdaki kanıt kriminolojinin elindeki yeni olanaklarla bir kez daha değerlendirilecek. Tabii ki bunlar TBMM'nin kuracağı araştırma komisyonundan beklenenler... Araştırma komisyonları ve çalışmalarının daha önceki akıbetini bilenler pek iyimser olmasa da baba Erol Güngör, "Bu cinayet çözülmeden ölmek bana haram" diyor. Başbakan'ın, Meclis'in açtığı Lojman Cinayeti Dosyasını yeniden açıyoruz.
MUZAFFER OKTAY

Acılı baba: Ailemizde böyle aksesuar kullanan yok. Polisin de değilse yüzük kimin?

Geride gözü yaşlı bir aile ve töhmet altında kalmış koskoca bir TBMM bırakan Lojman Cinayeti'nin işte çok tartışılacak, küçük ama çok önemli ayrıntısı:
Polisin olay yerinde yaptığı çekimlerde masanın üzerinde, gazetenin hemen yanında duran bir cisim var. Bunun bir şövalye yüzük olduğu sanılıyor. Ama polis tarafından toplanan deliller arasında bu yüzük yok. Oğlunu hunharca bir cinayete kurban veren milletvekili baba Erol Güngör polise bunu soruyor. Polis, "Bu yüzük değil SHP rozeti" diye yanıt veriyor. Ancak, D.E.Ü Güzel Sanatlar Fakültesi'nden oluşturulan bilirkişi ekibi, "Yüksek olasılıkla bu şovalye yüzüğü" diye rapor verince bu küçük ama önemli ayrıntının esrarengiz cinayetin yegane delili olduğu anlaşılıyor. "Ne oğlum ne ben ne eşim, ailemizden hiç kimse şövalye yüzük kullanmaz" diyen Erol Güngör, bu yüzüğün katilin yüzüğü olduğuna inanıyor. Şövalye yüzük kullanan bir polisin de bu yüzüğü çıkarıp masaya koyması mümkün değil. Çünkü, dönemin Ankara Valisi Saffet Arıkan Bedük göreve gelir gelmez ilk olarak, personelin şövalye yüzük benzeri aksesuar takmasını yasaklıyor. Kısacası ilk soru hala geçerliliğini koruyor: Öldürülen Mustafa Güngör'ün değil, baba Erol Güngör'ün değil, polislerin değil ama peki kimin bu yüzük?... Yeni Asır, yıllardır karanlıkta kalan bu gerçeği aydınlatıyor!..

Güçlükle ele geçti
Mustafa Güngör'ün ne zaman can verdiği tam olarak hiç bilinemedi. Ancak bilinenler de durumun vehametini anlatmaya yetiyordu. Ankara-İzmir hattında cinayet haftalarca konuşuldu. Polisin verdiği bilgilere göre ise elde hiç bir kanıt yoktu. Ufak tefek ipuçları vardı tabii ama 2.04'lük bir delikanlıyı gençliğinin baharında ölüme götüren o birkaç saati aydınlatacak bir kanıt bulunamıyordu ya da bulunmuyordu. Evlat acısıyla ne vekilliği, ne siyaseti düşünebilen Baba Erol Güngör, cinayetten bir süre sonra daha soğuk kanlı düşününce, olay gününü yeniden hatırladı. Yeniden araştırmaya başladı. Cinayetin duyulduğu 24 Haziran 1991 gününün gecesinde, parmak izi uzmanları ve kimyagerlerle birlikte emniyet kamerasının çekim yaptığını öğrendi. Görüntüleri yeniden izlemeye karar verdi. Milletvekili kimliğiyle bu görüntülere ulaşmayı istese bir anlık işti. Ama O, bu kimliğini bırakıp sade bir vatandaş gibi olayın peşine düştü. 20 Ekim 1991 seçimlerinde milletvekilliğine aday olmadı. Milletvekili sıfatı kalktıktan bir süre sonra Ankara Emniyeti'ne gidip tüm güçlüklere katlanarak görüntüleri izledi.

Polis: SPH rozeti
Ankara Emniyet Müdürlüğü Foto Film Şube Müdürlüğü Ekipleri 24 Haziran 1991 gecesi olayın geçtiği lojmanda çekim yapmıştı. Emniyet kameramanı tarafından çekilen görüntülerde halının üzerinde bir şövalye yüzük görünüyordu. Ancak bu polisin olay yerinden topladığı deliller arasında bulunmuyordu. Acılı baba Erol Güngör, bu konuyla ilgili olarak Ankara Emniyet Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı'na iki kez yazılı başvuruda bulundu. Bu başvuruların ilkinde Güngör de Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne giderek olay yeri görüntülerini polislerle birlikte izledi. Erol Güngör'e 20.02.1992 tarihli başvurusuna "Bu cismin şövalye yüzük değil SHP'ye ait rozet olduğu anlaşılmıştır" yanıtı verildi. İşin peşini bırakmayan Erol Güngör, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Müdürlüğü'ne 29.05.1992 tarihinde bir kez daha başvurdu. Bu başvurunun yanıtı ise emniyetin ilk açıklamasını da geçersiz kılacak nitelikteydi:
"Görüntüdeki cisim kesin olarak adlandırılamamaktadır..."
Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün İçişleri Bakanlığı adına Erol Güngör'ün sorularına verdiği iki yanıt da birbirini yalanlar nitelikteydi.
Bu iki yanıta karşın yılmayan Erol Güngör, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan bir bilirkişi oluşturulmasını talep etti. Savcılığın Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Ana Bilim Dalı'na mensup üç öğretim üyesinden oluşturduğu bilirkişi heyeti görüntüleri inceledi. Bilirkişi heyetinin 20 Ekim 1995 tarihinde hazırladığı raporda görüntülerdeki cismin "şovalye yüzük" olmasının çok yüksek bir olasılık olduğu bildirildi. Ancak polisin olay yerinde topladığı deliller arasında ne yüzüğe rastlandı. Ne de rozete.

YENİ ASIR PEŞİNİ BIRAKMADI
Bir babanın en zor günü
1991 yılının Haziran ayı... Birkaç ay sonra da seçim var. Gündem bu. Ama şimdilik İzmir'de geçirilecek Kurban Bayramı tatilinin programı yapan Erol Güngör gözü gibi baktığı oğlu Mustafa ile Meclis'teki odasında konuşuyor: "Oğlum, annenle bayramda İzmir'e gideceğiz... İstersen sen de gel..."
"Baba... Temmuz'da sınavlarım başlıyor. Şimdi İzmir'e gelirsem çalışamam... Siz annemle gidin."

Kötü olay duyuluyor
Bayramın üçüncü günü Çeşme'de bulunan Erol Güngör, kardeşi Ünal Güngör'ü allak bullak bir suratla karşısında görünce önce bir anlam veremedi. Ünal Güngör acı olayı şu sözler ile duyurdu: "Ağabey, Mustafa evde ölü bulunmuş, bıçaklamışlar."
Erol Güngör, Ankara'ya geldiğinde de cinayetin ayrıntılarını öğrenmeye başladı: Mustafa, kendisi gibi Gazi Üniversitesi'nde okuyan kız arkadaşı Çiğdem Taşkıran ile alışverişe çıkmıştı. Akşam saatlerinde herkes kendi evine döndü. Çiğdem bayramın ikinci günü Meclis Lojmanları 6. sokak numara 23'deki eve gelerek zili çaldı. Ancak hiç bir ses gelmemişti. Bunun üzerine kardeşiyle birlikte içeriye girmişti.
Mustafa yatakta hareketsiz yatıyordu. Biraz daha yakınlaşınca Mustafa'nın yüzündeki kanları görmüş ve avazı çıktığı kadar bağırmıştı.

Önce korktu ama
Önce babasından korktuğu için kimseye bir şey söyleyememişti. Akşam saatlerinde Çiğdem bütün cesaretini toplayıp olayı babasına anlatmıştı. Ve polise gitmişlerdi. Cinayeti soruşturan ekibin elinin kolunun bağlanmasına neden olarak da milletvekillerinin dokunulmazlığı gösteriliyordu. İlk etapta adi bir cinayet izlenimi uyanırken, artık ortada planlı ve profesyonel bir cinayetin bulunduğu görülüyordu. Herkes bunu böylece kabul etmeye başlamıştı. Çünkü mermi kafatasından bıçakla çıkarılmıştı. Kovanı da yerden alınıp götürülmüştü. Demek tabanca ruhsatlı bir tabancaydı. Katil tabancanın izi böylece yok ediyordu. Bu varsayımı herkes kabul ediyordu. Bu varsayım kabul edildikten sonra da katilin yakın çevreden olması gerektiği düşünülmeye başladı. Polis yetkilileri de bunu açıkça şöyle ifade ediyorlardı: "Cinayet ruhsatlı bir silah ile işlenmiştir. Bu beylik bir silah olabilir."

Polisin yakınmaları
Bu kanının kabul görmesinden ve lojmanlarda oturan bir tek kişinin bile ifadesine başvurulamamasından sonra Erol Güngör, olayı kitap haline dünüştürme kararı aldırtabilecek gelişmeleri hızla kovalamaya başladı. Güngör, ısrarla şu soruları yöneltiyordu:
"İlk önce polis 'Ah bu cinayet Ankara'nın Dikmen'inde veya İzmir'in Çankaya'sında işlenseydi şimdiye kadar bu işi çoktan bitirmiştik. Şimdi dokunulmazlık var. Biz kimlerin ifadesini alacağız?' demeye başladı. Bu kolaycılığa kaçmaktır. Bu kolaycı yaklaşıma milletvekilleri de bilgi vermemek suretiyle, onların bu yaklaşımını haklı kılacak bir konuma getiriyorlar.
Evimin etrafında Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Keçeciler ve özel korunan Kayseri Milletvekili Recep Erfun da oturuyordu. Yani oğlumun öldürüldüğü sırada evimin çok yakın çevresinde genel güvenliği sağlayan polislerin dışında çok sayıda polis görev yapıyordu."

CESEDİ İLK BULAN KOMİSER CENNET ANLATIYOR
İstenirse, olay aydınlatılabilir
Mustafa Güngör'ün ölü bulunduğu gece... Saatler 22.50'yi gösteriyor. Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezi'nden bir görevli, Hassas Bölgeler Koruma Şube Müdürlüğü Grup Amiri olarak görev yapan Komiser Ethem Cennet'i arayarak şu bilgiyi veriyor:
- Milletvekili Mustafa Güngör'ün oğlunun yaralandığı bildirdi. Hemen verilen adrese gidelim...
Komiser Ethem Cennet bereberindeki 5 kişiyle birlikte Mustafa Göngör'ün evine geldiğinde içeriye girmek istemiyordu. Emrindeki polislerin dışında, çevreden sivil bir kaç kişi aradı. Bir milletvekili, bir milletvekili eşiyle birlikte içeriye girmesi daha doğru olacaktı. Ancak hiç kimseyi bulamadı... Ve kendisine polis haber merkezinin ilettiği gibi açık olan arka kapıdan içeriye girdi... Evde herşey düzgün gibi görünüyondu... Birkaç kez seslendi:
- Erol Bey... Sayın Erol Güngör...
Hiç ses gelmiyordu... Bir kez de oğlunun ismiyle seslendi:
- Mustafa Bey... Kimse yok mu?
Ekip bir taraftan da yavaş yavaş evi geziyordu... Derken, dubleks evin ikinci katına çıkmışlardı. Ve bir kapıyı açtıklarında korkunç manzarayla karşılaştılar... 2 metre 4 santimlik Mustafa Güngör yatağa boylamasına değil, enlemesine yatmış, üzerinde de bir külot ve fanila vardı... Yatak çarşafı sanki hiç yatılmamış gibi kırışmamıştı. Güngör'ün anlıyla burnu rasında bir yara vardı.
Deneyimli komiser Cennet "Benim düşünceme göre cinayet en az 10 saat önce işlenmiş" diyordu... 6 kişilik polis ekibi 2005 yılına gelindiğinde bırakın çözülmeyi, hazırlık soruşturması safhasını aşamamış bir cinyet ile yüz yüze kaldıklarını o tarihlerde bilemiyorlardı... Ethem Cennet hemen merkeze durumu bildirirken, bir taraftan da çevreyi incelemeye başladı...
24 Haziran 1991 günü işlenen cinayette o geceyi
yaşayan komiser Ethem Cennet Yeni Asır'a anlattı. Anlatırken de çok önemli ipuçlarını verdi. Üzerinde aylardır tartışılan spekülasyonu yapılan büyük bir ayrıntı netleşmişti. Bizim bugün fotoğrafını yayımladığımız şovalye yüzüğü, komiser Ethem Cennet de anlatıyor. Olay gecesi polisin çektiği video filimlerde görülen ve polislerin "Görüntülerde bulunan şey SHP rozeti" dediği ancak Dokuz Eylül Üniversetisi hocalarından oluşan bilirkişilerin incelemelerden sonra "Görüntüdeki şovalye yüzüktür" diye tanımladıkları nesneyi gecenin tanığı komiser Ethem Cennet de tescil etti. Şimdi sözü o geceyi yaşayan Komiser Cennet'e bırakıyoruz:

Komiser konuşuyor:
"Çok iyi hatırlıyorum saat 22.55'ti... Bana ulaşan ihbardan sonra evin önünde bir kaç kişiyi aradım, birlikte girelim diye. Bazı milletvekilinin kapısını çaldık, hiçbiri cevap vermedi. En son Milletvekili Esat Kıratlıoğlu'nun eşine ulaşabildim. Esat Bey'in hanımına 'Beraber girelim' dedim. Esat Bey'in hanımı 'Oğlum ne demek siz polissiniz... Ben de burdayım madem ki böyle bir ihbar var girin bakın' dedi.
Üst kata çıktığımızda Mustafa Güngör'ün cesediyle karşılaştık.. Yatağın üstünde sırt üstü yukarı doğru yatıyordu. Çarşaf tertemiz kıvrılmamıştı hiç. Şöyle baktım en az 8-10 saatlik ölüydü bu... Normalde bir insan ölüsü, 6 saatten sonra katılaşmaya başlar. Morarmaya başlamıştı. Şubeye telefon açtım ve Cumhuriyet Savcısı başta olma üzere herkes geldi..."
" İlk etapta bir bıçak izi vardı. Mermi izi otopsiden sonra çıktı ortaya. Banyoda kanlı bir yastık vardı... İki ihtimal var burada... Ya o kanlı yastık aldatmaca. Ya da orda boğdu birşeyle temizlediler."

"Ben incelemelerimi sürdürüyordum... Banyoda aynanın önünde bir şovelye yüzük vardı diye hatırlıyorum... Şimdi çok düşünüp 'orada yüzük yoktu' diyemiyorum... Yüzük banyoda aynanın önünde duruyordu. Sonra savcı beni çağırdı. Savcı beye herkes bir fikir veriyor.. Ben de 'şahıs burada yatakta öldürülmüşe benzemiyor' dedim. Savcı bana 'Bu nereden icap etti' dedi. Ben de ona 'Mesleki tecrübem var. Hani işgüzarlık olsun diye de konuşmuyorum. Kurban çırpınır ayağını bağlamadığın zaman... Esas duruşta böyle durmaz... Çarşaf düzgün olmaz. Hiç olmazsa insan boğuşur' dedim.
Bir devletin elinden birşey ucuz kurtulmaz. Bunların hepsi ifadelerimde var... İstenirse bu olay ortaya çakırılır..."

 


YENİ ASIR İNSAN
Bugun Haber Bulunmamaktadır.